“Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.” Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün fikir babam diye söz ettiği ve onun bu sözünü hayatına başarıyla aksettiren bir şahsiyeti tanıtacağız bugün sizlere. Umutsuzluk nedir bilmemiş birinden, Ziya Gökalp’ten, bahsedeceğiz

Kimi ziyasın, şavkın doğar karanlıklara
Öyle ya, koşar adım yürürsün yangınlara
Meşhursun zulme karşılık mücadele
Hakikate inançlısın, haklısın
O halde buyur budur hakkın: sürgünle muamele.
Ağırbaşlı, sessiz, sakin, bahadır, alp
Fakat aldanma, dünyaya başkaldırır Ziya Gökalp!

Şair, yazar, siyasetçi, toplum bilimci, eğitimci, Türkçülük akımının fikir babası ve nazariyatçısı, bunların yanında hiç şüphesiz ismine açılacak her parantezi görkemle dolduracak olan Ziya Gökalp, 23 Mart 1876 yılında Diyarbakır’da doğdu. Lise öğreniminin ortalarına dek doğduğu şehirde kaldı sonra ise İstanbul’da öğrenim görme ümidiyle tasdikname aldı. Ailesinin maddi sıkıntısı ise İstanbul meselesinde Ziya Gökalp’i bukağı gibi engelledi. Toplum sıkıntı içinde, ailesi evlilik baskısı yapıyor, maddi problemler dolayısıyla İstanbul’a gidememesi de cabası… Ziya Gökalp 18 yaşında ilk ve son kez düştü ümitsizlik çukuruna. Şakağına sıktığı bir mermiyle intihara teşebbüs etti, başarılı olamadı, geri kalan ömrünün 30 yılında kafasında bu kurşunla yaşadı. Beyninin iki bölümü arasında sıkışan bu merminin ölümünde etkili olduğu söylenir. Fakat bilinmelidir ki Ziya Gökalp kafasında mermiden başka şeyler de taşıyan, kurşunun delip geçemediği fikirleri olan biridir.

Çalkantılı dönemlerin sonunda kendini tekrar okumaya ve bilime veren Gökalp, eğitimine devam etme isteğiyle İstanbul’a geldi.Yakasına yapışan yoksulluk yüzünden sırf ücretsiz olduğu için Baytar Mektebine kayıt yaptırdı. Gökalp, İstanbul’da bulunduğu bu dönemde fikirlerini oluşturmaya başlayan Batı kültürünü de tanımaya fırsat buldu. 

Okulda yasak yayınları okuması ve farklı çıkışları ile dikkati çeken Gökalp, geçirdiği soruşturmanın ardından ‘yasak kitapları okuma ve zararlı derneklere üye olma’ gerekçesiyle cezaevine gönderildi. 12 aylık cezaevi yaşamından sonra, okuldan da uzaklaştırılarak Diyarbakır’a sürüldü. 

Cezası bittiğinde evlenerek Diyarbakır’a yerleşen Gökalp, çeşitli memuriyetlerde çalışmaya başladı. Bu dönemde Gökalp gizliden gizliye hürriyet çalışmaları yapmaya devam etti. Artık Diyarbakır Ticaret Odası’nda çeşitli görevlerde bulunuyor, Vilayet Gazetesi Başyazarlığı görevini yürütüyordu. Meşrutiyetin ilânının ardından evvelden beri ilgi ve desteğini esirgemediği İttihat ve Terakki cemiyetinin Diyarbakır şubesini kurdu. Gökalp, aynı dönem partinin bölge müfettişi oldu, ardından Selanik’te toplanan kongreye Diyarbakır delegesi olarak katıldı ve merkez heyeti üyeliğine seçildi. Daha sonra Selanik’e giden Gökalp, burada yeni açılan Selanik İttihat ve Terakki Mekteb-i Sultanisi’nde kendi teklif ettiği programa göre Türkiye’de liselere ilk defa sosyal bilimler dersini verdiren kişi oldu.

Yalnızca bir yılın ardından, yönetime destekle geçen ömründe liste uzadı, keza kendisi Diyarbakır mebusu seçildi. Fakat meclisin feshedilmesi sebebiyle bu görevi uzun sürmedi. O da sanki vatanından uzak kalacağını bilerek son dönemlerini İstanbul’a gelerek içtimaiyat yani sosyoloji dersi eğitimi profesörü olarak geçirdi. 

Artık görevlerle geçen süre sona erecekti. O kara gün geldi, İstanbul İngilizler tarafından işgal edildi. Gökalp’in milliyetçi kimliği ise işgalcilere ters düştü ve kendisini Malta’ya sürgüne yolladılar. Bahtiyar Vahapzade’ye, ‘‘Şair nasıl yetişir?’’ sorusu sorulduğunda, ‘‘En sevdiğini elinden alacaksın, benim vatanımı elimden aldılar.’’ demiş. Bu açıdan bakıldığında çoğu edebiyatçı en güzel eserlerini gurbette yahut firkat-zede olduğu vakitler verdi.

Sürgün günleri bitip memlekete dönünce Telif ve Tercüme Reisliği görevine atanan Gökalp, ardından anayurdu Diyarbakır’da tekrar mebus seçildi. 96 yıl önce bugün, Ziya Gökalp ömrünün son nefesini aldı ve hayata gözlerini yumdu.

En ünlü eserleri şu şekildedir:

  • Malta Mektupları
  • Kızıl Elma (1914)
  • Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak (1929)
  • Yeni Hayat (1930)
  • Altın Işık (1927)
  • Türk Töresi (1923)
  • Türkçülüğün Esasları (1923)

Küçük yaşlarından itibaren babasını rol model edinen Gökalp, halk şiirine ilgi duydu. Küçüklüğündeki etki ileriki yıllarda da devam etti. Yaşadığı dönemde dilini sade kullanıp, kelimeleri öz Türkçeden seçerek, ilk dönemler dışında hece ölçüsünden şaşmayarak Milli Edebiyat sanatçıları arasında yer aldı. Toplumsal ve siyasi görüşlerini naklettiği sayısız makale kaleme alarak “Türkçülük” düşüncesini sistematikleştiren ilk kişi oldu. Milli bir edebiyatın tesisi ve gelişmesinde mühim roller oynadı. Dönem sorunlarıyla yakından ilgilendi. Halkı bilinçlendirmeyi esas aldı ve bunun da yolunun özgür basından geçtiğini savundu.

Ömer Seyfettin ile tanıştığı dönemde Türkçülük akımını da tanıyışı hayatının dönüm noktası oldu. Bu akım ile eserler verdi ve ona göre dilde acilen bir yenileşmeye gidilmeliydi. Çünkü lisanın bütün yaşamsal faaliyetlerde başta geldiğini savunurdu. Öyle ki dilde sadeleşme gerçekleşmezse din ve vatan olgularının parçalanacağı fikrini savunuyordu. Savunduğu görüşleri ‘‘Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak’’ adlı eserinde Türkçenin anlam bakımından modern, terim bakımından İslam’a uygun, gramer bakımından Türkleştirilmiş olması gerektiğini  “Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, Avrupa medeniyetindenim” sözleriyle ifade etti. Aynı görüşü,

Aruz sizin olsun hece bizimdir
Halkın söylediği Türkçe bizimdir
Leyl sizin, şeb sizin, gece bizimdir
Değildir bir mana üç ada muhtaç

sözleriyle de anlattı. Şiirde leyl ve şeb kelimelerinin dilimizi nasıl zorladığı ve kulağımızı tırmaladığı görülürken Gökalp’e hak veriyoruz fakat konuya Gökalp’in aksine bir argümanla diyebiliriz ki, ‘‘değildir bir mana üç ada muhtaç’’ cümlesindeki muhtaçlık kısmına yönelik, edebiyat bir zanaat değildir. Yalnızca ihtiyaca yönelik olsaydı, tek mana tek kelimeye tekabül eder, konu kapanırdı. Fakat edebiyat şüphesiz ki kelimelerin raksıyla oluşan bir sanattır ve bizden asla azla yetinmemiz beklenemez. Türkçe çok güzeldir, Türkçe barındırdığı diğer dil kökenli kelimeleriyle de çok güzeldir.

Yaşamı boyunca sürgün ve hapis gibi zorluklarla mücadele ederken bile ülkenin kurtulacağına dair inancını bir gün olsun yitirmeyen, insanın sahip olabileceği en güzel yönlerden biri olan hayal gücünün kuvvetliliği manevi ve maddi düşünsel konularda onu yücelten en önemli özellikleri olmuştur. Fikir yapısında ulusçuluğun yeri tartışılmaz fakat onun ulusçuluk anlayışı etnik değil kültürel temellidir. 

İyi ki vardın Ziya GÖKALP!