Şiddet, bugün ülkemiz dahil dünyanın çeşitli ülkelerinde gördüğümüz, kınadığımız ve endişe duyduğumuz bir ifade aracı olmaya devam ediyor. İnsanoğlu neden şiddete ihtiyaç duyar Sinerji farkı ile bunu işleyelim.

 Şiddet nedir? Herkesin aklında önce bu soru var. İnsanoğlu neden şiddete ihtiyaç duyar ya da duyar mı? Şiddet esasen bir ifade biçimidir. İnsanı hayvanlardan ayıran en temel özellik insanın içinde gerek doğaya gerek insanlara gerek hayvanlara gerek başka canlı ya da cansız şeylerle iletişim kurma çabasıdır. Bir sabah uyandığınızda etrafınızda kimsenin kalmadığını hissetmek bile kulağa korkutucu geliyor. İnsan da bu en temel dürtüsünü okşamak ister lakin insanın bir dağarcığı vardır. Bu zekâ seviyesi ve birikimle oluşan bir dağarcıktır. Eğitim, bunun vazgeçilmezidir. Eğitimden kastımız bina bozması yerlerde verilen ilk, orta yahut yüksek öğretim değil aile eğitimidir. İnsanın karakteri 5 yaşına kadar gelişir. Bu yaşa kadar ailenin bir çocuğa kattıkları kadar o çocuğun bilinci gelişir ve birikime başlar. İleride bu kovayı doldurabildiği kadar doldurmaya odaklanan çocuk çevresiyle iletişimde kalmaya ve bunu arttırmaya devam eder. Lakin eğer bunlar sağlanamazsa çocuğa gerekli bilinç yüklenmeden ve çocuğun eğitimi sağlanmazsa dağarcık bir yerde biter. Kendisi ile ilgilenmeyen çevreye derdini şiddet ile anlatır. Bu şiddetin etkenleri aynı edilgenleri farklıdır. Canlı ve cansız tüm varlıklara kin duyan bir canavara dönüştürür. İşten etkilenen kurbanları ise bunun yasını tutar ve sadece yüzler ve sıfatlar değişir.

 Sevgili okurun aklında kalan bir soru var. Bu şiddetin sonu gelmeyecek mi? İnsan irrasyonel bir formdur. Hatalar üzerine kuruludur. İnsanlar hata yapar ve bu hataların en kabul edilemeyeni şiddet olsa gerek ki insanın varoluşundan beri değişmeyen tek nokta o olmuştur. Lakin bu bir ağlama duvarı olmasını da hoş karşılamak mümkün değildir. Bunun önüne bir yöntem ile geçilir. Yöntem basit eğitmek. İnsanları eğitmek. Lakin sevgili okur şu an birçok lisans, yüksek lisans, ilk, orta, … eğitim almış insanın şiddet ile neler yaptığından bahsetmeden önce bizim bahsettiğimiz eğitimin daha aileden geldiğini hatırlatmak isteriz. İnsan az önce de değindiğimiz gibi 5 yaşına kadar karakteri tamamlanır ve sonrasında ise psikolojisi olgunlaşana kadar boş bir kova şeklinde çevre etmenlerle doldurulur. Özgürlüğün olmadığı yerde çağdaş bir aile eğitiminden bahsetmemiz saçma olacağı için ailenin bir çocuğa vermesi gereken ilk eğitim onun bir birey olması gerektiği ve hiçbir türün, cinsiyetin, ırkın, ten rengin kutsal olmadığını öğretmesi gerekir. Lakin Türkiye gibi bireyden ziyade aşiret mantığı güden memleketlerde bu tarz argümanlar pek çalışmaz. Bunu bizim bahanemiz olmaksızın bu konuda çocukları eğitmeliyiz. Ailelerin çocuklarına karşı şeffaf ve özgürlükçü yaklaşımı, çocukların karşı cinsiyet, başka ten, başka fikir ve ırklara karşı duvarlarını yıkar ve onları kutsal ya da öcü olarak görmez. Her çocuk her yabancıya karşı babanın annenin arkasına saklanma eğilimi içindedir. Bu biyolojik iç güdünün yenilmesi ile ön yargılarından arındırılmış çocuk artık insanları anlayan ve birey olan bir çocuk olma yolunda ilk adımı atar. Sonraki en büyük eğitim adımı ise kendini dış dünyaya ifade etmek olmalıdır. Çocuk soru sorar. Bu çok normaldir çünkü iç güdüsel bir keşif duygusu barındırır. Bırakın sorsun. Bu öz güveni sağlayan çocuklar şiddete ihtiyaç duymazlar.

 Peki günümüz yetişkinleri. Çocuklar geleceği garanti altına aldırdı lakin günümüz yetişkinleri bu geleceği yok edecektir düşünceleri okura düşündürtmeden konuyu biz açalım. Günümüz yetişkinleri öncelikle sakin olmalıdır. Kaostan beslenen ve kargaşa aşığı yetişkinlerimiz farklı fikirlere ve düşüncelere saygı duymalıdır. Unutmayınız ki her kavga ilk önce sözlü kavgadan başlar. Tartışmayı kavga sanan değerli yetişkinlerimiz şiddetin ilk kısmı olan sözlü şiddetten kendilerini kaçırmalıdır. İnsanların düşüncesi ne olursa olsun karalama kampanyası yapan ve bu fiziksel olmayan şiddetin hiçbir tarafından meşruiyeti sağlanamaz bunu unutmamalıdır. Çünkü şiddet sadece birinin birine fiziksel yaptırımı değildir. Şiddet birinin özgürlüğünü kısıtlamaktır. Bu özgürlük ise bazen bir ters bakışla bile ihlal edilebilinir. Şiddetin bundan ötürü özellikle yetişkinler için kaçınılması gereken bir konu olması sadece fiziksel bir yaptırımla kısıtlanmamalıdır.  

 Gelelim kalbimizin her geçen gün daha da sızlatıldığı bazı tabu olmuş konulara. Erkek egemenliği ve kutsal erkek kavramı. Öncelikle bu konunun yani erkek egemen konusunun ilk önce tarihçesine bakalım. Birinci argüman, lise tarih hocalarımızın anlatımında iftihar ettiği Eski Türkler ’de kurultayda hakanın eşi de otururmuş ama günümüzde bile o kadar medeni değiliz. Bu argüman bilgi olarak doğru lakin o medeniyetten ötürü değildir. Şu an medeniyetin Avrupa’daki beşiği olan Antik Yunanda kadının herhangi bir beyanda bulunması bile yasaktır, hukukun temellerinden biri olan 12 Levha kanunlarının kurucusu Roma’da kadınların (soylu olanlar hariç onlarda babalarının veya eşlerinin soy adlarını alıyorlardı.) isimleri bile yoktu. Peki bu bize at üzerinde dolaşan Türk’lerin bu iki ekümeninden daha medeni olduğu anlamına mı getirir. Tabii ki hayır. Nomatların genel bir özelliğidir. Kadınlara olan özgürlük nomat kültüründen gelir. Bu anlayış dinlere bile yansımıştır. Türkler ’in ünlü Bozkurt destanında bozkurtun dişi olması gibi etmenler vardır. Okuru daha fazla sıkmadan erkek egemenliğinin tarım devriminden sonra geldiğini belirtelim. Tarım, dinlerin daha maskülenleşmesine ve toplumun daha erkek egemenliğine geçmesine sebebiyet vermiştir. Toplumda “Allah Baba” ya da Hristiyanlıkta “Anne baba kutsal ruh” babanın tanrı, oğulun ise Hz. İsa olması gibi ifadeler zamanın ruhuna uygun ifadeler olarak kabul edilebilinir. Okur şunu unutmasın ki para siyaseti getirir. Bir yerde para yoksa orada siyaset olmaz yani ev siyasetinde ve ilişkilerinde paranın kaynağı kimin tarafından sağlandığı önemlidir. Aile siyasetinin rol oynayıcı figürü tarım toplumunda erkek tarım öncesi dönemde kadın olmuştur. Ahlak kuralları buna istinaden kurulmuştur ve yapılanmıştır. Günümüzde ise iş olanakları daha femineme uygunlaşmıştır. Bu sefer kadının rolü ekonomi ve aile siyasetinde erkeğe denk konuma gelmiştir. Bu rol kayması sırasında bir geçiş dönemi olur. Bu geçiş dönemleri de tarihte olduğu gibi bazı sorunlara yol açtı ve açmaya da devam ediyor. Bu tarz geçiş dönemleri ancak en başından beri ifade ettiğimiz biçimde eğitimle aşılır. Herhangi bir şiddetin, vahşetlerin önüne belirli etnik, ırki, cinsi farklılıkları kurban etmek onları linçlemek ve bunun genellemesinden kaos yaratmak sorunu çözmez. Aksine yeni kurbanlar, acılar daha da sinirli bireyler kazandırır. Bu sinir ve kin ise bize geride nice hayvan resimleri ve kadın isimleri bıraktırır.

Kayıplarımız geri gelmiyor aksine her gün artıyor lakin şairin dediği gibi pusmuş bir şahanız şimdilik, ne kadar şahan olsak da ama budandıkça fışkıran da bizleriz ve bunların önüne ancak biz geçebiliriz. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere sakin ve Sinerji ile kalın