Merhaba! Sizlerle bir sanat yolculuğuna çıkmak istedik, resim sanatında fotorealizm ve hiperrealizm akımlarını ele aldığımız bir yazıyla sizlerleyiz. Keyifli okumalar.

Hiperrealizm akımını anlamaya çalışmadan önce, bu akımla bağlantılı olan ve hiperrealizmin içinden çıktığı fotorealizm akımına şöyle bir bakmak yerinde bir hareket olacaktır. 

Fotorealizm akımı ilk olarak 1960’lı yılların sonlarında Amerika Birleşik Devletleri’nde karşımıza çıkmıştır. Bu akımın doğmasında 1950’lerde ortaya çıkan Pop-Art akımının etkisi oldukça büyüktür. Fotorealist ressamlar, tıpkı bir fotoğrafçı gibi davranarak gördükleri nesnenin olduğu gibi tuvale aktarılmasını seçtiler ancak bunu yaparken nesnenin doğrudan resmini yapmak yerine, çekilmiş fotoğraflarını da kullandılar. Ressamlar resimlerinde hayatın içinden ve dönemin tüketim kültürünün sembolleri olan nesneleri (mekanik oyuncaklar, traktörler, fast-food restoranları vb.) ve büyük şehir manzaralarını kullanmayı seçtiler. Resimlerini yaparken fotoğrafları referans alan ressamlar kimi zaman fotoğraflardaki çekim hatalarını da olduğu gibi resimlerine yansıttılar.Bu nedenlerden dolayı fotorealist tekniklerle yapılan iyi resimler uzaktan bakıldığında fotoğraf sanılabilir.

Telephone Booths by Richard Estes, 1968. On display at Museo Thyssen-Bornemisza, Madrid. 

Hiperrealizm akımı 2000’li yılların başlarında fotorealizm akımının içinden çıkan bir akımdır ancak fotorealist ressamlar duygu düşünce ve mesajlarını yapıtlarına eklemeye karşı oldukça mesafeli dururken hiperrealist ressamlar bundan kaçınmaz. Teknik anlamda ikisi de gördüklerine en yakın çizimi hayata geçirmeye çalışırken hiperrealist ressamlar daha gerçekçi ve mesaj veren bir anlatım elde etmek amacıyla kendi yorumlarını oluştururlar.

Gelin sizlerle akımının duayeni kabul edilen sanatçıların eserlerine göz atalım.

Leng Jun

1963 yılında Çin’de dünyaya gelen Leng Jun 1984 yılında Öğretmen Akademisi, Sanat Branşından mezun oldu. Wuhan Resim Akademisinin başkanlığını sürdüren sanatçının her yıl düzenlenen Çin Sanatı Sergisinden ödülleri bulunmakta. Hiperrealizm akımında çığır açan sanatçının resimlerinde detaylar çok incelikli düşünülmüş bir şekilde karşımıza çıkıyor. 

Leng Jun – Mona Lisa, 2004 

Kazağın ipliklerinden tutun, kadının elindeki damarlara kadar her bir detay incelikle düşünülmüş ve ustalıkla tuvale  aktarılmış.

Denis Peterson

Fotorealizmin içinden çıkarak hiperrealizmin kurucuları arasında yer alan sanatçı, eserlerinde genellikle anonim ve sıradan insanları konu alıyor. Sanatçı, konu aldığı insanları olduğu gibi tuvaline aktarırken hislerini ve mesajlarını da eserine ekliyor, bu durumun bir neticesi olarak Leng Jun’un resimlerinde olduğu gibi Denis Peterson’un resimlerinde de hissi, dokunuşları fark etmek mümkün. Seçtiği konular ve bu konuları ele alış biçimi ile Peterson, içinde yaşadığı toplumun aksayan yönlerini de gözler önüne sermekten kaçınmıyor.


‘‘Resmin Ardındaki Hikaye”

Varlıklı bir iş adamı bir buçuk metre ötede rahat koltuğuna uzanmış New York Times  okuyordu. Daha vurucu bir kompozisyon için bu konuya odaklandım. USA Today Gazetesinin başlığı ve bölünmüş bir ulusun durumu bu ikonik, ikonik değilse bile durumu özetleyen tabloyu meydana getirdi.’’

Mike Dargas

1983 yılında Almanya’da dünyaya gelen sanatçının çok küçük yaşlardan beri resimle iç içe olduğu biliniyor. Henüz on bir yaşındayken ülkenin önemli sanat okullarından birine kabul alan ressamın en bilinen serisi Bal Serisi. Dargas’ın bal konseptini tercih etmesinin nedeni ise balın yayılımının ve şeffaflığının  hiperrealist çalışmaları için oldukça uygun bir zemin yarattığını düşünmesi.  


Sizlerle Resim Sanatında Hiperrealizm akımının önde gelen sanatçılarını tanıdığımız bir yolculuğun sonuna geldik. Bir başka yolculukta görüşmek üzere. Hoşça kalın, Sinerjiyle kalın!