Sinerji Blog okuyucuları, sizlerle buluşmanın oluşturduğu mutluluğu ‘’tarif edilemez bir duygu’’ olarak tanımlamanın en doğru cümle olacağını düşünüyorum. Okuyacağınız yazı bana ilham kaynağı olan her bir sözü birbirinden değerli ve kıymetli olan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e ait. Sözünün anlamına kulak vermeden yazıya geçmeyelim lütfen. “Gerçek kurtuluş ancak cehaletin ortadan kaldırılmasıyla olur. Cehalet kaldırılmadıkça toplum yerinde kalıyor demektir, yerinde duran bir şey ise geriye gidiyor demektir.”

 Eğitim, insanların hayatında önemli yerler edinmiştir.  Günümüzde en önemli yerlere gelmiş insanlar ortak kanaatleriyle eğitimin önemli bir unsur olduğu ve bu konuda eksik olan toplumların geleceklerinde çok sıkıntılarla uğraşacaklarını düşünmektedirler. Peki, neden böyle bir düşünce yapısına sahiptirler? Gelin bir bakalım. Eğitim; genel manada toplumların düşünmesini, öğrenmesini ve öğrendiklerini yorumlayabilmesini sağlayan bir olgudur denebilir. Eğitimin, ayrıcalıklı ve özel kılan unsur barındırdığı bu zengin içerikte saklı olduğu ve toplumlarının gelişiminde birincil rol oynadığı bilinmektedir. Bu durumdandır ki ülkelerin önde gelenleri ile beraber ince eleyip sık dokunmasıyla bir eğitim reformu yapılır. Ama bu reformlar doğal olarak bu pandemi (covid -19)  hastalığını ön görememiştir. Peki, bu pandemi eğitimi ne derecede etkilemiş olabilir ve bu ne gibi riskleri bünyesinde barındırır? Beraber bir bakalım.

  Pandemi nedeniyle okulların kapanmasıyla beraber başlayan uzaktan eğitim yolculuğu, maalesef tüm dünyada olduğu gibi şüphesiz insanları hem sosyal hem de psikolojik açıdan kötü etkilemiştir. Oluşturduğu tahribatların yaşadığımız coğrafyada etkisini azaltacak etkilere ihtiyaç var. Bu duruma çözüm olacak şekilde “toplum bilincini ayakta tutmak” adlı projeler hazırlanıp uygulanabilir. Tüm bunlara rağmen bıraktığı izleri silmek için çok uzun sürelere ihtiyacımız olacağı aşikârdır ve ben, en az 20 yıl bu izleri taşıyacağımızı düşünüyorum. Genel yorumdan biraz daha daraltarak baktığımızda, bu konudan muzdarip olan iki meslek grubu var. Bunlardan ilki öğrenciler, ikincisi ise öğretmenlerdir. Öğrencilere, sınavlar yüzünden üstlerinde oluşan baskıyı azalttığı için avantaj sağlarken küçülttüğü sosyal çevre ile öğrenci yaşamına oldukça zor anlar yaşatıyor. Öğretmenlerin ise bu süreçte hem çalışma yerlerine hiç olmadıkları kadar uzak kalmaları hem de teknoloji ile entegre olmaları gerekti. Bu da eğitmenlerimizin çağın tüm gerekliliklerini yerine getirmesi gerektiği ortaya çıkmış oldu. Bu çağın gerisinde kalan bazı eğitmenler ise öğrencilerin ellerine bir daha gelmesi mümkün olmayan bir sorun getirdi. Öğrenciler buldukları bu açık sayesinde kendi meslekleri açısından kritik olan dersleri bile öğrenmeden kolayca geçebilir oldular. Bugün öğrencilerin zaferi olarak algılanabilir ama bu bana göre ileride birçok yapı için felaket. Bundan dolayı kaçınılmaz bir gerçeğe bugünden hazır olmamız gerekiyor. Önümüzdeki 20 sene boyunca kalifiye eleman azlığına bugünden çareler üretilmesi gerekiyor. Bunun maliyetlerinden kaçmadan yapmak gerekiyor. Nitekim ünlü Yunan filozof Sokrates’in sözüne kulak verelim. “Eğitimin pahalı olduğunu düşünüyorsanız, cehaletin bedelini hesaplayın”. Bu durumla beraber bir psikolojik alt yapı da eklenmesi bizi eski, öğrenilmiş günlere daha çabuk ulaştırabilir. Burada öğretmenlerin ise bana göre bu koşulda iki temel görevi vardır: birincisi uzaktan olabildiğince verimli eğitebilmek ikincisi ise oluşabilecek öğrenci mağduriyetlerini tespit edip kararlar alınması eğitimde adalet açısından fayda sağlayabilir. Yoksa muasır medeniyetler seviyesine ulaşmayı hedefleyen eğitim sistemi, büyük zararlar görebilir.

      Burada benim açımdan sorulabilecek iki soru vardır. Peki, bu tür durumların gelecekte birazını veya tamamını bertaraf edemez miyiz? Ya da bugünlerde neler yapılabilir ki bu durum dezavantajdan avantaja dönüşebilsin? ‘’Hiç düzelemez’’ gibi bir düşünce içerisine girmek yanlış olur ama bugünden eğitimin neler üzerinde temelleri olduğuna ve bu temellere aykırı olan durumlara karşı sosyal mesafeden daha fazla mesafeli olmamız gerektiğinin bilincinde olmamız gerekiyor. İtalyan ozan Dante Alighieri’nin dediği gibi “Eğitim; ekmek ve sudan sonra, halkın en zorunlu ihtiyacıdır.” Bizim için bu temel ihtiyacımızın, en iyi seviyede halkın tüm paydaşlarına eşit şekilde verecek yapılara ihtiyaç var. Bu yapılar ilerisi için bize zaman kazandırır. Bir de yediden yetmişe herkese eğitimin ezberden ziyade öğrenmek ve öğrendiğini uygulamak olduğunu anlatmak gerektiğine inanıyorum. Çünkü bu yapılar aşılama yapılabilirse geleceğe daha umutla bakılabilir.   

Hoşça ve sinerjiyle kalın…