Times gazetesi Çanakkale cephesindeki harp muhabiri Aşmet Bertlet’in bu savaş için mektubunda bu ifadeyi kullanmıştı. Devler ülkesinde devler savaşı. Bugün tam da bu devlerin zaferinin 106. Yılında ile bu zafer hakkında konuşalım.

 18 Mart 1915 günü tarihin önemli sahnelerinden birine şahit olmuştu. Yüzen demir kaleler geri çekiliyor, gökteki kara duman azalıyor ve azaldıkça da Anadolu çocuklarının cansız bedenleri ve uzuvları görünüyordu. O orta doğu çocuklarının ne işleri vardı orda. Neden yerde serili bedenlerinin yüzleri göğe bakıyordu. Bunlar 21.yy. da açıklanacak duygular olmazdı elbet. Toprakları ellerinden gidiyordu. Yıllarca aşağılanmışlardı. Önce Trablus o bitmeden Balkanlar elden gitmişti; birkaç aklı havada kurmayın neticesinde girilen bir harp, doğuda donan silah arkadaşları, çöllerde paramparça edilen silah arkadaşları. Bu bir haykırış olmalıydı. Bir askerin, bir manganın, tugayın, ordunun haykırışı. Aslında savaş bitmemişti. Halbuki daha yeni başlıyordu. Daha göğüs göğse. Yeni kumandanlar sahneye çıkacaktı yeni kahramanlar meydanı dolduracaktı. Lakin asker ilk kez bu kadar ümitlenmişti. Haykırabilmiş ve devi uyandırabilmişti.

 1914 yılının Eylül ayında Deniz kuvvetleri komutanı (Kendisi ileriki yıllarda İngiltere Başbakan’ı olacak (10 Mayıs 1940) ve dünyanın en kanlı savaşında ülkesini Luftwaffe1’nin saldırılarına karşı yılmayıp sonrasında Drittes Reich2’a darbeyi vuracak politikacı asker ve devlet adamı.) büyük bir istekle bu harekâtı savaş konseyine bildirdi. Almanlar batıda sıkışmış ve Rusya, müttefiki olan Avusturya-Macaristan’ı sıkıştırıyordu. Çok güçlü bir ordu olamayan Avusturya-Macaristan ordusu bu baskılara dayanamıyor ve Almanların yardımına muhtaç kalıyordu. Almanlar zaten hiç istemedikleri şekilde siperlere sıkışmış vaziyette İngiliz Fransız tahkimatlarını aşmak için uğraşıyordu. Lakin Almanya her ne kadar güçlü olsa da ikmal kaynakları yetersizdi. Dört bir yanda sömürgesi olan hasımlarına karşı çok az olan sömürgelerini de kaybetmişti. Doğuda Rus tehdidi güneyde müttefikine yardım batıda ise İngiliz ve Fransızlar Almanları yıpratıyordu. Lakin Ruslar da ne kadar asker sayısı fazla olarak gözükse de askeri envanter, ikmal kaynağı ve lojistik bakımından sınıfta kalmıştı. Kendi sarayını bile yönetemeyen bir Çar savaşın mutlak komutanıydı. Rus halkı sanayileşmiş birkaç şehir dışında sefil durumdaydı. İnsanlar yemek bulamıyor, amaçsız savaşlardan ve çetelerden bunalmıştı. Zaten coğrafi olarak yüz ölçümü geniş olan Rusya’da Çarın bu durumları engellemek adına ne bir farkındalığı ne de bir otoritesi ulaşabiliyordu. İngilizler ve Fransızlar bu soğuk dostlarına bir şeyler yapmalıydı yoksa doğu cephesi düşer ve Almanlar bütün güçlerini batıya yığardı. Tek yol Çanakkale üzerinden başlatılıp İstanbul’un işgali ile sona erecek bir harekât. Sonrasında hem Ruslara silah ulaştırılacak hem de Almanların en güçlü müttefiki savaş dışı bırakılacaktı. Almanlar daha da sıkıştırılıp mermisinin bitmesi beklenecekti.

1-Luftwaffe: Alman hava kuvvetleri (1933-46)

2-Drittes Reich: 3 İmparatorluk. 1933’te Adolf Hitler, yönettiği devletin “bin yıl” sürecek bir “Üçüncü Reich” olduğunu resmen ilan etti. Bu savaşın kaybedilmesi ile son buldu.

 Osmanlı’lar yıllarca yatırım yaptığı Balkan topraklarını kaybetmişti. Ekonomik olarak bir çıkmazın içindeydiler. Osmanlı Almanlarla ittifaka girdiğinde kasasında 92 bin lira vardı. Savaş başlayana kadar vilayetlerine bu meblağının iki katını bile gönderemeyecekti. Almanlardan 35 milyon liralık savaş ekipmanları satın alınmış karşılığında devletin tüm altın rezervleri teminat verilmişti. Hatta Osmanlı hükümetinin yegâne müttefiki Alman İmparatorluğuna karşı verdikleri kapitülasyonları kaldıracaklarını bildirirken alman elçisi “Ruslar İstanbul’u alırsa size yardım etmeyeceğiz” ültimatomunu bile vermişti. Osmanlı, “’The sick man of Europe.” olarak 1860 yılında Times gazetesinde yazıya getirilmişti3. 54 yıl geçmesine rağmen pek bir şey değişmemişti. Ekonomik ve siyasi problemler beraberinde ayaklanmalar ve devletin en büyük kaybı olan Balkanların kaybı Osmanlı’yı tam bir şark devleti yapmıştı.

 Lakin böylesine büyük bir harekatta İstanbul’un eli elma armut toplamıyordu. Alman dostları, Limon Paşa lakaplı Otto Liman von Sanders Generalini atamış ve silahlar hibe etmişti. İstanbul hükümeti bütün yığınağını hazırlamıştı. 300 binden fazla askerini yığmıştı. 5. Ordu, İngilizleri ve Fransızları bekliyordu. Osmanlı ordusu envanter olarak her ne kadar yetersiz olarak gözükse de özellikle sonrasında 25 Nisan 1915 yılında başlayacak kara muharebelerinde gözükeceği üzere coğrafi açıdan çok iyi bir konumdaydı. Türk subaylar genç olsalar da çok tecrübeliydiler. Fevkalade eğitimlerinin üzerine yaptıkları stajlar savaş alanındaydı. Askerleri yıllardır savaşmanın verdiği bunalmanın yanında savaş alanlarında duydukları ve alıştıkları top tüfek sesleri, insanın kanını donduran manzaralara şahit gözleri en çok da bu onların son kalesi olması tecrübesiz Hint, Avusturalyalı, Fransız askerlerinden daha etkiliydiler. Türkler korkuyorlardı bu korku ve kaybedecekleri bir şeylerinin kalmayışları duygusu ordunun tepesinden tırnağına hakimdi. Bundan önce hep onların olmayan topraklar için savaşmışlardı. Artık düşman ana vatandaydı.

 İtilaf devletleri harekata 19 Şubat 1915’te başlamıştı. Kendinden emin ve kararlı İngiliz kurmay heyeti bir ay boyunca denizden karaya yıpratma bombardımanlarından pek bir sonuç alamamıştı. İlk parti de başarısız olan İtilaf donanması mayın arama çalışmaları bitince denizden 16 gemilik bir filoyla 18 Mart 1915 sabahında ilerlemeye başladı. Lakin gizlice Nusret Mayın gemisi tarafından harekât günü öncesi bırakılan mayınlardan her bir gemi nasibini almıştı. Filonun göz bebekleri olan İngiliz HMS Ocean, HMS Irresistible ve Fransız Bouvet (söylentiye göre Bouvet zırhlısı 3 saniye içinde mürettebat kurtulamadan batmıştır.) adlı üç zırhlıyı batırmıştır. Ayrıca İngiliz Inflexible ve Fransız savaş gemileri Suffren ve Gaulois çok ağır bir şekilde hasar almıştır. Mayınların temizlenmesine Türklerin yoğun top atışları izin vermemiş geri çekilmek zorunda bırakılmıştır. Çıkartma ile eş zamanlı yürütülen bu harekât yoğun top ve havan atışlarının yanında hesaba katılamayan mayınlar arka arkaya donanmadaki gemilerin teker teker boğazın serin sularına dökülmesine sebep vermişti.

3-  “Sick man” tabiri ilk olarak Çar 1. Nikolay tarafından “Kollarımız arasında hasta, ağır hasta bir adam var.” tabiri olarak ortaya çıktı. Sonrasında buna “Europe” eklenmesi Times gazetesinin deyimi ile ilan edildi. Ekonominin kötü olduğunu belirten bu ifade ileriki yıllarda pek çok devlet içinde kullanılmıştır.

 Türk tarafı tabyalarında ağır hasarlar almıştı lakin hatıralarda Rumeli Mecidiye Tabyasının kahramanı Seyit (Onbaşı)’in Ocean zırhlısını, tek başına bir arkadaşının yardımı ile sırtladığı mermi ile dümen donanımından (arkadaki pervaneden) vurdu. Yan yatan gemi kontrolden çıktı ve mayına çarptı. Sonrasında itilaf donanması bu ve bunun gibi kayıplar nedeniyle geri çekilme kararı aldı.

Sahne artık bir ay sonra karada olacaktı. Yeni komutanlar yeni kahramanlar cesaretlerini sergileyecek, birkaç metre aralıklı siperlerin savaşı başlayacaktı. Savaşın ikinci kısmı daha uzun ve kanlı olacaktı ama talihin beli kırılmış düşmanın yüzen kaleleri iftihar değil utanç kaynağı olmuştu. Bu utancı kapatmak adına saldıran düşmana bu sefer cepheler, tüfekler karşılık verecek. Komutanlar bu göğüs göğse çarpışan neferlerin dehşetine düşecekti. Bir Selanikli Yarbay burada Albay olacaktı. Hatta cephe generali Limon Paşa kendisinden övgüyle bahsedecek, dünya onu resmen ilk kez duyacaktı. 

 Dev uyanmıştı. Erleri ve kurmayları sonunda haykırabilmişti. Bu bir son değildi savaş daha çok uzayacaktı. Lakin belki de tabyalardaki erler ilk kez öcü olarak gördükleri düşman askerlerinin kaybedebileceğine inanmıştı. Kendi silah arkadaşlarını toprağa veren neferlerin zafer çığlıklarıydı bugün. Bugün bile kıvanç duyduğumuz bu zafer sonrasında Anadolu’da başlatılacak kurtuluş hareketinin en büyük inanç kaynağı olmuş, bir ay sonra başlayacak olan kara harekât sahasında baş göstermiş genç bir Selanikli kurmay subayın şöhret kaynağı bu topraklar olmuştur. 4 yıl sonra kurtuluş mücadelesinde memleketi meşalenin çevresinde toplayan o günün genç subayı Mustafa Kemal’i harpin daiminde gerçekleşecek kara harplerinde diğer kahraman erleri, çavuşları ve kurmayları ile üstün başarılara imza atacaktır.

Bugün sizlerle zaferin 106. Yılında birlikte olduk. Başta zaferinin kahramanı Albay Mustafa Kemal olmak üzere tüm şehitlerin ruhu şad olsun. Hoşça ve Sinerji ile kalın