Eski zamanlardan bu yana insan hayatı türlü savaşlar atlatmış, zorluklarla mücadele etmiş, iyi kötü dönemlerden geçmiş. Eski sayfaları aralayalım dersek şayet çok derin ve duygu dolu hikayelerle karşılaşırız. Bu hikayeler bazen hayatın insanlara sunduğu şartlardan ötürü ortaya çıkar bazen ise insanın kendi seçiminden doğar. Dünümüz, bugünümüz ve yarınımız bizim hikayemizi belirler. Hepimizin hikayelerinden geçen ortak duygumuz ise sevgidir. Herkesin hayatına uğramış bir duygu, kimi sahip çıkmış kimi oluruna bırakmış kimiyse vazgeçip gitmiştir. Peki, nedir bu sevgi? Hayatımızda bu kadar yer edinmesinin sebebi nedir?

TDK sevgiyi şöyle tanımlar; “İnsanı yüksek özverilere götüren ilgi duygusu.” Yüksek özveriler terimine burada dikkat edelim. Yani sevgi kendimizden bir vazgeçiş midir? Biz karşımızdaki insana sevgi beslerken, -bu kişi aile ferdimiz, arkadaşımız ,sevgilimiz olabilir- kendimizden bir parça bırakırız karşımızdakine. İlişkimizi idame ettirebilmek için karşılıklı fedakarlıklarda bulunuruz ve bunu görmezden gelmemizin en temel sebebi sevgidir.

Benlik olgusu mu? Sevgi mi? Hangisi ağır basar?

Yaşadığımız toplumda bir insanın ‘’ben benim ve hayatıma, kararlarıma ben yön veririm’’ demesi maalesef ki zaman alıyor, hatta bazılarımızın bunu başaramadığını düşünüyor. Bunun sebebi bazen karakterimizin tam oturamayışından bazen toplum baskısından bazen de bu yolda çabalamadığımızdan kaynaklanıyor. Peki ya benlik duygusunu kafamızda oturtabilmişsek ve artık hayattaki önceliğimiz kendimizsek? O zaman bir başkası için özveride bulunabilecek miyiz? Bir ilişkinin devamlılığı için büyük fedakarlıklarda bulunmak ne derece mümkün olabilir?

Bunun mümkün olmadığına karar vermek, bugün olduğum yaşın bir getirisi. On yıl sonra aynı kanıda olur muyum bilemem. Neden, ‘’bence mümkün değil?’’ onu konuşalım. Bunu bir nevi kaybetme korkusuyla mücadele olarak tanımlayabiliriz. Yani sevdiğin insanın hayatından çıkmasından korkmamak.  Demek oluyor ki yalnızlıktan, hayatı tek başımıza idame ettirmekten korkmamak. Bunu başarabildiğimiz noktada ilişkilerimizde sevgiyi bir kenara bırakıp objektif bir bakış açısı takınabiliriz.

İlişki sorunlarımızı bastırma bahanemiz neden hep sevgi?

Farklı karaktere sahip insanlar olmamızın getirisi aslında ilişkilerimizdeki çatışmaların temel sebebi. Olaylara farklı bakış açılarından bakmak, istek ve arzularımızın farklı olması bizleri farklı davranışlara sürükler. Peki bu farklılıkları çatışmaya dönüştürmeyecek olan nedir?  Bireysel olarak alınan kararların ilişkide bir sorun haline gelmesini engelleyen şey sevgi mi size göre? Bahsettiğimiz benliğin bir sorun haline gelmesini engelleyen en önemli etken saygıdır. Öncelikle insanın kendisine olan saygısı daha sonra karşısındaki insana ve ilişkisine olan saygısı.

Sevginin bir ilişkideki en önemli rolü o ilişki için mücadeledir. Sevgi asla bir sorun çözüm bahanesi değildir. Sevgimizi bahane ederek ancak sorunlarımızı erteleyebiliriz. Önemli olan ise çözüm getirmektir. Dilerim ki insanlar arası saygı kaybolmasın.

Saygı ve sevgi ve sinerji ile kalın…