Herkese merhabalar, sevgili Sinerji okurları! 

Birçoğunuzun ismini duyduğunu hatta az çok verdiği eserlere aşina olduğunu düşünüyorum. Bu kanıya ulaşmamda “9. Senfoni” ismini vermem sanırım yeterli olacaktır. Hem eserleri hem de yaşamı insanın içinde bir şeylere dokunmuyor değil. Hala adını çıkaramayanlar ya da bilmeyenler varsa Ludwig van Beethoven’dan bahsediyorum. Kendisi 1770 yılında Almanya’nın Bonn şehrinde dünyaya gelmiştir. Ailesinin maddi durumunun iyi olmamasından ötürü kendi kendini yetiştirdi mi yetiştirmek zorunda mı kaldı demeliyiz bilmiyorum. Babası saray müzisyenidir ve Beethoven’a zorla piyano çalmayı öğretmiştir. Sonrasında her ne kadar hasta kardeşlerinden ve annesinden ayrı kalmak istemese de geçinebilmek için kiliseye gitmiş ve müzik çalarak para kazanmaya çalışmıştır. “Hasta annesi ve kardeşi…” dedim.  Annesi rengi hastası, üç kardeşi işitme engelli, ikisi görme engelli ve biri de zeka özürlüdür. 

1783’te saray orkestrası azalığına, 1785’te ise saray organistliğine getirilmiştir. Bu görevleri onun müzik sanat dünyasında tanınmasında büyük rol oynamıştır. Hocasının yardımıyla 1787 yılında Mozart’a talebe olmak için Viyana’ya gönderilmiş fakat annesinin hastalığı sebebiyle Bonn’a geri dönmüştür. Annesinin ölümünden sonra 1792’de Viyana’ya tekrar geri döndüğünde Mozart’ın öldüğünü öğrenmiş ve Viyana’da kalarak klasik müziğin ünlü bestecisi Joseph Haydn’ın yanında çalışmaya başlamıştır. Haydn kısa sürede Beethoven’ın üstün yeteneğini fark etmiş ve ona her konuda destek olmuştur. Beethoven, başlarda besteci olarak değil piyanist olarak adını duyurmuş, daha sonra yaptığı bestelerle klasik müziğin 19. yüzyılın sonuna kadar yaşayan tüm müzisyenlerini etkilemiştir.

Beethoven’ın 9. Senfonisiyle birlikte, beş piyano konçertosu, bir keman konçertosu, bir piyano, keman ve çello için üçlü konçerto, otuz iki piyano sanatı ve birçok oda müziği eseri bulunmaktadır. Fidelio, iki perdelik opera eseridir.  

İlk senfonisini 1800 yılında yapmıştır. 3. Senfonisi, Eroica olarakta bilinir. Bu senfoniyi Napolyon’a Avrupa’ya demokrasi getirdiği için adamıştır. Ancak daha sonra Napolyon kendini imparator ilan ettiğinde bu adamayı geri almıştır. 9. Senfoni ise en çok bilinen ve bugün Avrupa Birliği Marşı da olan en çarpıcı senfonisidir.

Yaşamı boyunca sağlık problemleri çeken Beethoven 1801’de işitme problemleri yaşamaya başlamış ve 1817’de tamamen işitme yetisini kaybetmiştir. Bu dönemden sonra işitme engelli olması müzik yaşamını hiçbir şekilde etkilememiş yine 9. Senfoniyi bu dönemde bestelemiştir.

1827’de 56 yaşındayken dünyaca tanınan bir besteci olarak siroz hastalığı nedeniyle vefat etmiş ve cenazesine otuz bine yakın insan katılmıştır.

Yazının başında insanın içinde bir şeylere dokunduğundan söz etmiştim, sizce ne çıkarabiliriz bu yaşam öyküsünden? Hiçbir başarının kolay elde edilmediğini mi? Ya da önümüze çıkan engellerin arkasına saklanıp, hayatımızdaki bazı şeylere son vermemizin aslında kaçmaktan başka bir şey olmadığını mı?

Sizce hayatımızdaki engeller bizi başarısızlığa sürükler mi? Yoksa başarısızlığı biz mi seçeriz? Neden başarısızlık seçilsin diye düşünüyoruz çünkü aksini düşünmek pek akıl kârı değil. Madem öyle hayatımız, eylemlerimiz, düşüncelerimiz gibi birçok şeyi kendimiz yönetiyorken başarılı ya da başarısız olmayı hayatın önümüze koyduğu engeller mi yönetir? Eğer öyleyse neden başarılı olmak için canımızı dişimize takarız? Zaten hayat bizim yerimize seçim yapmış olmaz mı? 

Başarılarla dolu bir geleceğiniz olması ümidiyle sağlıkla, huzurla ve sinerjiyle kalın…